EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

 

EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

 

 

Mehmet TUNÇER

MEB Müfettişi-Sosyolog

 

 

 

 

Ankara-2011


GİRİŞ:

Her insan dünyaya geldiği andan itibaren, kendisini ve çevresinde var olanları anlamaya çalışır. Çevresiyle girdiği etkileşimler sonucunda bilgi edinir ve kendine özgü değerler geliştirir. Edindiği bilgi ve değerler aracılığıyla varolanlar karşısında bir tavır sergiler, çevresini kontrol etmeye ve geleceğe yönelik hedeflerini şekillendirmeye çalışır. Yani her insan inanç ve anlayışları doğrultusunda bir dünya görüşü, geleceğe bakış açısı, yaşam biçimi, kısacası bir yaşam felsefesi oluşturma çabasındadır.

Bireyler birlikte toplumları ve ülkeleri oluşturmaktadır. Bireyler gibi ülkelerin de benimsediği felsefeleri vardır.

Bireylerin ve toplumların şekillendirilmesinde ve amaçlarını gerçekleştirmesinde eğitim ve öğretim kurumları önemli bir görev üstlenmektedir. Eğitim öğretim sisteminin bireysel, toplumsal, evrensel bilgi ve değerler doğrultusunda nasıl yapılandırılacağı tüm ülkelerde önemli bir problem alanını teşkil etmektedir. Ülkeler bu soruna eğitim politikaları aracılığıyla çözüm getirmeye çalışırlar. Eğitim politikalarının ve bunların uygulamaya koyuluş biçiminin temelinde ise benimsenen eğitim felsefesi yatmaktadır. “Eğitimin felsefi temelleri konusunda bilgi sahibi olmadan yapılacak bir öğretim, harita olmadan bilinmeyen bir yola çıkmaya benzetilmektedir”.

FELSEFE

Yunancada “sevgi” anlamına gelen Philla ve "bilgi, bilgelik, hikmet" anlamına gelen sophia sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entellektüel faaliyet ve disiplindir. Buna göre, felsefe  "bilgelik sevgisi" ya da "hikmet arayışı" anlamına gelmektedir.

Başlangıçtaki bu özgün anlama göre, her türden bilimsel araştırmacıya filozof adı verilmiştir.

Felsefe bilgisi evreni, varlığı, değeri ve benzer insan etkinliklerini bir bütün halinde anlama, bilme ve bütüncül bir açıklamaya ulaşmaya çalışan bir etkinliğin ürünü olan bilgidir. Felsefi bilgi bilme, anlama merakından doğar. Felsefe insanın soru sorma faaliyetinin meydana çıkmasıdır. Onu diğer bilgi türlerinden ve bilme etkinliklerinden ayıran da soru sorma tarzıdır. Bilimsel bilgiye ulaşmayı sağlayan sorular bir sebep-sonuç ilişkisini bulmak için sorulan "...nasıl ?" veya "...neden ?" türündendir. Felsefe ise konusu olan tümel bilgiye ulaşmak için varlık, evren ya da bir insan etkinliği hakkında mahiyetini araştırır tarzda "...nedir ?" veya açıklama tarzında, bir sebebi açıklayabilmek amacıyla "...niçin ?" şeklinde sorular sorar. Örneğin anatomi, insanla ilgili olarak, onun nasıl olup da kendi başına çalışan bir varlık mekanizması olduğunu araştırır, felsefe ise insanla ilgili bu parçacı yaklaşım yerine onu tümel olarak sorgular ve "insan nedir ?" veya "insan niçin bir değer yargısına göre davranmalıdır ?" türünden sorular sorar. Bu soruların yanında insanın "gerçeği bilmek mümkün müdür ?", "Tanrı var mıdır ?", "Evrensel bir ahlak yasası mümkün   mü ?" türünden, ama aynı tümel açıklama merakının ürünü olan sorular da bir felsefe sorusudur.

Felsefe Bilgisinin Özellikleri:

.         Felsefi bilgi, önceden elde edilmiş bilgilerin birbirine eklenmesiyle büyüdüğü için birikimsel (yığılan/kümülatif) bir bilgidir.

.         Felsefi bilgi, filozofların mantığa dayalı ve tutarlı düşüncelerinin bir ürünü olarak sistemli ve düzenlidir.

.         Felsefi bilgi, genişleme ve zenginleşme özelliğine sahiptir, ancak ilerleme özelliğine sahip değildir.

.         Felsefi bilgi, filozoflardan ve kültürlerden bağımsız değildir, bu sebeple de subjektif (öznel) bir bilgidir.

.         Felsefi bilgi subjektif olduğu için de doğruluğu ya da yanlışlığı gözlenebilir olgulara bağlı olarak test edilemez.

.         Felsefi bilgi, varlık ve bilgiyi bir bütün olarak ele aldığı için bütünleştiricidir.

.         Felsefi bilgi, var olan bilgiler üzerine tekrar dönüp eleştirel bir tarzda ele aldığı için refleksif bir bilgidir.

.         Felsefi bilgi, varlığı, hayatı, insanı bir bütün olarak açıklama amacını taşıdığından dolayı evrenseldir.

 

FELSEFENİN ALANLARI

Ontoloji (Varlık Sorunu-Metafizik): Var olanla, var olacak olanları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir Varlığın özü nedir? Evrenin ana yapısı nedir? Tanrı nedir? Ruh nedir? Ölüm nedir? Türünden sorulara cevap arar.. Sorularının en önemlisi Arkhe nedir? sorusudur. Yani tüm var olanların başlangıcı, ilk tözü nedir? Sorusuna yanıt aramaktadır. Örneğin Thales “su”, Heraklitos “ateş”, Pythagaros “sayı”, Anaximenes “soluk”, Anaximandros “sınırı olmayan “, Demokritos “atom”, Platon “idea”, Aristoteles “yetkin varlık”, Descartes “Tanrı”, Hobbes “madde”, Spinoza “Tanrı ya da doğa”, Leibniz “monat”, Hegel “geist”, Marx “madde, maddedeki değişme ve çelişki”, Dewey “değişme”, Sartre “insan” olarak yanıtlar.

Ayrıca ontolojide sorulan diğer sorulara örnek olarak gerçek, insan, ruh, varlık nedir? var mıdır, yok mudur? Evren akıllıca bir düzen içinde midir? Olaylar düzen içinde mi meydana geliyor yoksa rastlantısal mı? şeklinde verilebilir. Bu sorulara verilen cevaplar önemlidir. Çünkü bu yanıtlar insan anlayışını da etkilemektedir. İnsana bakış açısı eğitimde çok önemlidir; çünkü ona göre hedefler belirleyip eğitim sistemini kurarsınız. Eğer insanı Tanrısal bir varlık olarak ele alırsanız, eğitim insanı Tanrıya ulaştırma süreci; doğal ve toplumsal bir varlık olarak düşünürseniz, bu kez doğa ve topluma uyum sağlama süreci; sürekli değişen ve gelişen bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim değişmeyi ve gelişmeyi denetleme süreci; insanı diyalektik bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim üretimde bulunma süreci şeklinde tanımlanabilir. Eğitimi nasıl tanımlarsanız sistemi de ona göre kurarsınız. Her tanım bir temele dayanır; bundan kaçınılmaz.

Nihilizm: Metafizik, ahlâkî güç ve kuvvetleri yok sayan, mevcut olan güçlere, değerlere ve düzene karşı çıkan, hiçbir iradeye boyun eğmeyi ilke olarak kabul etmeyen görüşlerin genel adıdır. Her şeyi, her gerçeği ve değeri inkâr şeklinde ortaya çıkan Nihilizm, bilgi felsefesi, varlık felsefesi, ahlâk ve siyaset alanında kabul görmüş ve yayılma imkânı bulmuştur.

Bu görüş, varlığı her şekliyle şüpheyle karşılar; hatta yok sayar; buna bağlı olarak da her çeşit bilgi imkânını inkâr ederek hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını ileri sürer. Bu görüşün kökleri Antikçağ Yunan Felsefesine, özellikle Gorgias'ın inkârcılığına kadar  gider.

Gorgias, varlık ve bilgi ile ilgili nihilizmini şu üç önermede ortaya koyar: "Hiçbir şey yoktur". "Birşey olsaydı da bilemezdik". "Bilseydik de başkalarına bildiremezdik". Bu görüşleriyle Gorgias, hem varlığı, hem de bilgi elde etme imkânını inkâr eder.

Ayrıca Sofistler ve Septikler, tenkit edilemeyen ve kendisinden şüphe edilemeyen hiçbir şeyin olmadığını ileri sürerek tenkitçi ve şüpheci bir nihilizmi ortaya koymuşlardır. (Gorgias)

Realizm: Bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu kabul eder. Varlığın, insan bilincinden bağımsız ve nesnel olarak var olduğunu ileri süren görüş. (Aristo)

İdealizm: Varlığın özünü duyularla algılanan cisimlerin ya da görüntülerin değil, düşünce ile kavranan “ide”lerin oluşturduğunu ileri süren felsefi akımdır. (Platon)

Materyalizm: Evrendeki tüm varlıkların maddeden türediğini ve gerçek varlığın madde olduğunu öne süren görüştür. Bu görüş, tanrının varlığını ve ölümsüzlüğü kabul etmez. (K. Markx)

Panteizm (Tümtanrıcılık): Evren ve tanrıyı bir tutan görüştür. (Spinoza)

Spritualizm (Ruhçuluk): Asıl varlık olanın ruh olduğunu kabul eden görüştür.

Monizm (Tekçilik): Varlığın tek cevher olduğunu kabul eden görüş.

Dualizm (İkicilik): varlığın birinin yer kaplayan (madde), diğerinin düşünen (bilinç) iki cevher olduğunu öne süren görüştür. (Descartes)

 

EPİSTEMOLOJİ (BİLGİ SORUNU): Bilgi sorunuyla ilgilenen bir felsefi disiplin olup, bilginin ne olduğu, kaynağı, doğru, yanlış, bilinemez, mutlak ya da göreceli oluşu, türlerinin neler olduğu gibi sorulara cevaplar aramaktadır.

Bilgi ile doğrudan ilişkili bir diğer kavram da “bilme” dir. Epistemoloji bilme olayının nasıl gerçekleştiği ile de ilgilenir. Bilme, özne ile nesne arasında bir bağ kurma olarak tanımlanabilir. Bu etkinlik sonucu ortaya bilgi konur. Ve sorular genişletilebilinir: Gerçek bilinebilir mi? Bilginin niteliği nedir? Mutlak (yüzde yüz kesin) bilgi var mıdır? v.b.

İşte bu sorulara verilen yanıtlar eğitim sistemini etkiler; hedefler, içerik, eğitim ve sınama durumları ona göre düzenlenir. Sözgelişi eğer “bilgi doğuştandır ve yüzde yüz doğrudur “ denildiğinde; ya da “sonradan öğrenilir ama yine mutlaktır” savı ileri sürüldüğünde,  “hayır bilgi görecelidir, sürekli değişir, yüzde yüz doğru bilgilerimiz yoktur.” şeklinde bir görüş savunulduğunda öğrenciye kazandırılacak hedef davranışlar, içerik, eğitim ve sınama durumları bu yanıtlara göre planlanıp işe koşulur. Eğer bilgi doğuştan ve yüzde yüz doğrudur denildiğinde, eğitim sisteminde akıl ön plana çıkar. Öğretmen ders anlatmaz, bilgi aktarmaz. Yaptığı etkinliklerle öğrencinin kafasında doğuştan var olan bilgileri ortaya çıkarmaya, ona buldurmaya çalışır. Bilgi sonradan kazanılır savı temele alınırsa, bu kez öğretmen dersi anlatır, öğrenci dinler; çünkü onun kafası boştur (tabula rasa-boş levha), öğretmenin dediklerini ezberler ve aynen söyler.

Sensualizm (Duyumculuk): bilgiyi duyumlara indirgeyen, duyum dışında bilgi edinme biçimini kabul etmeyen felsefi akımdır.

Amprizm (Deneycilik): bilginin tekkaynağının deney olduğunu, zihinde deneyden gelmeyen hiçbir şey olmadığını kabul eden felsefi akım. (J. Locke)

Rationalizm (Usçuluk): doğruluğun ölçüsünü duyularda düşünmede ve tümdengelimli çıkarımlarda bulan felsefi akımdır. (Descartes)

Kritisizm (Eleştiriselcilik): Bilgi elde etme yollarını eleştirip, bilginin dış dünyadan alınan duyumlarla ve aklın doğuştan sahip olduğu bilgi edinme yetisi ile elde edildiğini öne süren felsefi akımdır. (İmanuel Kant)

Entiüsyonizm (Sezgicilik): Gerçeğin ne akıl ne de duyularla bilineceğini, gerçeğin sezgi ile elde edileceğini öne süren felsefi akımdır. ( H. Bergson)

Pozitivizm (Olguculuk): doğru bilgiye olayların incelenmesi ile ulaşılabileceğini, bütün bilgileri yalnızca deneysel bilimlerin sağlayabileceğini öne süren felsefi akımdır. (Auguste Comte)

Dogmatizm (Nasçılık-İnakçılık): İnsan zihninin varlık hakkında doğru ve kesin bilgi elde edebileceğini öne süren felsefi akımdır.

Septisizm (Şüphecilik): Ne aklın ne de duyuların gerçeği bildireceğini öne sürerek, her türlü bilgiyi olanaksız gören felsefi akımdır. (Pyrrhon, Timon)

Relativizm (Görecelik): Herkes için geçerli bilgi ve değerlerin olmadığını, bunların çağlara, toplumlara, kültürlere ve insanlara göre değiştiğini öne süren felsefi akımdır. (Bkz. Sofistler)

SOFİSTLER:

M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda, siyasi ve toplumsal koşulların değişmesinin ve doğa felsefesinin iflasının ardından, insan üzerine felsefenin başlatıcısı olarak ortaya çıkan gezgin felsefe öğretmenleri grubu.

En önemli Sofistler arasında, Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon, Thrasymakhos ve Kallikles’in adı verilebilir. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan çok, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal ko­şulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup, para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi. Bu gezgin öğretmenler, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı, mantık, ahlâki davranış, edebiyat eleştirisi, matema­tik ve dilsel analiz gibi birçok sanatı öğrenme iddiasında olmuşlardır.

Yunanca sofistes´ten gelen sofist sözcüğü hem bilgili kişi anlamında, hem eğiten kişi anlamında (özellikle siyasette yararlı olmayı), hem de hitabet sanatında dersler veren kişi anlamlarına gelmektedir. Dönemin sosyal değişimleri ve siyasal gelişmeleri sofistlerin etkili olmalarına yol açmıştır, bir anlamda Yunan Aydınlanması olarak adlandırılacak gelişmenin yaratıcılarıdır. Kuşkuyu öne çıkarmışlar, insanı merkeze koymuşlar ve bu döneme ait felsefelerdeki genel geçer ilkeleri sarsmışlardır.

Ancak felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam söz konusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un ve Aristoteles’in sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri gelmektedir. Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve küçük görülmüştür. Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler. Bir de para karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.

Sofist felsefe relativizmin (göreceliğin), şüpheciliğin ve insan merkezli felsefenin bir anlamda başlangıç noktasıdır. Daha önceki doğa filozofları temel maddenin ya da nedenin ne olduğunu kendilerine sormuşlar ve su, hava, ateş, toprak, atom vb. şeklinde cevaplar vermişlerdi. Sofistlerin ili ve en önemli düşünürlerinden biri sayılan Protagoras bu türden bir doğa felsefesinden uzaklaşmış, evreni bilmeyi dışta bırakmış ve temel nedenleri bu yönde arayışlara kuşkuyla yaklaşmıştır.

Heraklitos’un her şeyin değiştiği önermesini kendine göre yeniden değerlendiren Protagoras, bu durumda hiçbir şeyin belirli bir " şey" olamayacağını, bu şekilde mutlak bir varlık aramanın anlamsız olduğunu öne sürer. Her şey öteki şeylerle bağlantıları içinde bir şey olmaktadır ve algılarımız yalnızca o andaki algılama durumlarına bağlı olarak bize bilgi vermektedir. Duyu algıları ve bunlardan kaynaklanan Doxa'ların (sanılar) dışında bir bilgi söz konusu değildir. Böylece sanılar herkesin kendi doğrusu olmakta, yanlışlık kişilerin birbirlerine göre algı farklarından ibaret olarak meydana gelmektedir. İnsan her şeyin ölçüsüdür, sözünün anlamı bu noktada belirginleşir.

Bir diğer önemli sofist düşünür Gorgias'da benzer bir şekilde doğa felsefesine karşı çıkmaktadır. Protagoras'tan daha da ileri gitmiş, asıl gerçek olarak varlığın bilinemeyeceğini öne sürmüş ve epistemolojide kuşkuculuğun en önemli argümanlarını belirginleştirmiştir.

Gorgias'a göre ne varlık vardır, ne varlığın bilgisi mümkündür, ne de bilginin bir başkasına aktarılması söz konusu olabilir.

Böylelikle sofistler, herkesin üzerinde uzlaşacağı kesin bir doğrunun olabileceğini yadsımış, görelikçi bakış açısının ve daha da önemlisi şüpheciliğin tohumlarını atmışlardır. Ayrıca sofistler, felsefenin doğa ya da evren gibi konuları bir yana bırakıp insanı ve insan ile ilgili sorunları hedeflemesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre felsefe soyut bir bilgi konusu değil, somut yaşamın ve pratiğin konusudur. Dolayısıyla sofistler, dar bir çevre oluşturup bunun içinde yalnızca belirli kişilerin anlayacağı türde bir felsefe yapmanın değil, bilgili ve toplum için yararlı insanlar yetiştirmenin hedeflendiği bir eğitim felsefesinin uygulayıcıları olmuşlardır.

Bu tür bir felsefe yapma tarzı teorik olarak sofistlerin kendi felsefi önermeleriyle çelişir görünmektedir. Ancak Protagoras ve diğer sofistler, bu noktada ortaya çıkan sorunları pratiklik/yararlılık meselesinden hareketle çözerler. Bir bilgi bir diğerine göre daha doğru ya da yanlış olmayabilir, ancak daha yararlı olması mümkündür ve bu onun geçerliliğinin de temelidir. Dolayısıyla daha iyi, yani yararlı bilgileri, yani sanıları olanlar bilgedirler ve bu bilgileriyle insanların yetiştirilmesine çalışabilirler.

Sofistler bu mantık ile siyasal anlamda insanları yetiştirmek üzere onlara bilgi ve hitabet sanatını öğretmeye çalışmışlardır. Sofistler aracılığıyla felsefe dış dünyadan insan dünyasına (ya da insanın iç-dünyasına) yöneltilmiş olmaktadır. Dil konusunda da ilk incelemeler bir anlamda sofistlere bağlıdır. Gorgias, Prodikos ve Hippias'ın eşanlamlılık, gramer ve biçimsellik konularında açıklamaları olmuştur. Aynı şekilde sofistler mantık üzerinde de durmuşlar ve önermelerin nasıl kanıtlanıp çürütüldüğüyle ilgilenmişlerdir.

Bilginin görelileştirilmesi, soyut genel geçer ilkelerin kuşkuya tabi tutulması, doğa ile insanın birbirinden ayrıştırılarak felsefi düşünmenin merkezine insanın konulması, buna bağlı olarak psikolojisizm olarak adlandırılabilecek bir eğilim geliştirilmesi, felsefenin bir eğitim meselesi olarak uygulanması, toplumsal ayrımların ve eşitsizliklerin insan ürünü olarak değerlendirilmesi, doğal olanda herkesin eşit olduğu düşüncesinin geliştirilmesi, doğal hukuğun savunulması, dinin ve tanrının reddedilmesi, sofistlerin belli başlı felsefi konularıdır.

Bu şekilde sofistler, otorite ve geleneği (yasa, hukuk, sosyal ve ahlaki normları vb.) sarsmışlar, yol açtıkları değer aşınmalarıyla bir tür anarşizmin de öncüsü olmuşlardır.

Doğruluk(hakikat, verite): Algılar, kavramlar ve bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur. Yani bir ifadenin nesnesine uygunluğudur. Dünyadaki şeylerin ve olayların (olup bitenlerin)doğru ya da yanlış olması söz konusu değildir. Doğruluk, sadece düşüncelerin, yargıların, önermelerin özelliğidir. Doğruluk aynı zamanda nesne ile ilgili bilgilere verdiğimiz niteliktir.

Gerçeklik (realite): Zamanda ve mekânda var olanların tümüdür. Yani nesnenin kendisidir. Gerçeklikle hakikati (doğruluğu) birbiriyle karıştırmamak gerekir. Çünkü gerçeklik, somut olarak var olanların bütünüdür. Hakikat (doğruluk)ise, var olana (ister gerçek var olana ister düşünsel var olana) ilişkin bilginin özelliğidir.

Örneğin; Demirin sertliği “Gerçeklik” iken, Yer çekimi kanunu “Hakikat”(doğruluk) tur. Matematik ve mantık kuralları da bir hakikattir.

Temellendirme: Bir düşüncenin, bir yargının, önermenin doğruluğunu gösterme, bu doğruluğun dayanaklarını gerekçelerini ortaya koyma demektir.

Doğrulama daha çok deneysel bilimlerin, Temellendirme ise formel bilimler ile felsefenin başvurduğu bir yoldur.

Örneğin: Felsefede önermelerin yargıların deney ve gözlem yoluyla doğrulanması söz konusu olmadığından gerekçe ve dayanak göstererek temellendirme yoluna gidilir. Bilgi Kuramı temellendirmek istediği kavram ya da soruları derinliğine, genişliğine araştırır ve aydınlatmaya çalışır. Bunu da genellikle çözümleme (analiz) ve betimleme (tasvir etme) yoluyla yapar.

AKSİYOLOJİ (DEĞERLER SORUNU): Bu alan etik ve estetik konularını içerir. İnsanın yapıp etmelerini inceler; bu tür davranışların dayandığı ilkeleri ve değerleri araştırır. Bu disiplin ahlaklı, ahlaksız, iyi, kötü, saygılı; özgürlük, tutsaklık, erdem, erdemsizlik, mutsuzluk, güzellik, çirkinlik, vicdanlılık v.b. nedir? Var mıdır, yok mudur? Varsa neden var, nasıl kaynaklanır? Bular değerlendirilirken bir ölçüt kullanılabilinir mi? Sorularını yanıtlamaya çalışır.

Bu sorulara verilen yanıtlar da eğitim sistemini etkiler ve değiştirir. Eğer bu değerler var ve evrenseldir derseniz, bunları öğrencilere kazandırmaya çalışır ve hiç ödün vermezsiniz. Bu değerler var fakat evrensel değildir, zamanla değişir derseniz, hoşgörülü olur, eğitim ortamında esnek davranırsınız.

MANTIK: Akıl nedir? Aklın kuralları var mıdır? Varsa nelerdir? Evrensel ve genel geçerli midir? Akıl yürütme yolları var mıdır? v.b. soruları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir.

Eğer aklın kuralları doğuştandır derseniz, öğretmen öğrencinin aklını kullanmasını sağlayacak hedef ve davranışları, sınıf ortamına getirir ve dersi ona göre işler. Yoktur derseniz bu kez sorunu çözmesi istenir. Eğitim ortamında öğretmen yalnız danışılan, yol gösteren kişi görevini yüklenebilir.

 

EĞİTİM VE FELSEFE

Eğitim felsefesi; eğitime yön veren, hedefleri (idealleri) şekillendiren ve eğitim uygulamalarına yol gösteren bir disiplindir.

Eğitim felsefesi; eğitimi bir bütün olarak ele alan ve kültürün vazgeçilmez bir öğesi biçiminde düşünen özenli, eleştirici ve yöntemli çalışmaların tümüdür.

Eğitim felsefesi; eğitim uygulamalarına yön veren bir disiplindir, çünkü eğitimde uygulama değeri olmayan bir fikir ve düşünce sistemi fazla anlam taşımaz. Bu yönü ile eğitim felsefesi eğitim uygulamalarını sürekli eleştirici bir yaklaşımla değerlendirmek, uygulamaların dayandığı teorik temelleri incelemek ve eğitim uygulamaları için ülke gerçekleri ve ihtiyaçları, toplumun, kültürün ve insanın niteliği ile tutarlı eğitim teorileri ortaya koymak durumundadır.

 * Eğitim felsefesi; eğitimin amaçlarını, kimin niçin eğitileceğini, ülkenin felsefesi ile tutarlı olarak ortaya koymak durumundadır. Bir ülkenin insanlarının hayat görüşleri, inançları ve değerleri o ülke eğitiminin amaçlarına da yansır.

 Eğitim felsefesi Bilgi felsefesinden (epistemoloji) de yararlanır. Bilginin doğası, bilgi sisteminin yapısı, kaynakları (bilginin) ve bilginin geçerliği gibi epistemolojinin konusu olan sorunlarla eğitim programlarını hazırlayanlar yakından ilgilenmek durumundadır.

Eğitimle uğraşanlar felsefeden yaralanarak en azından felsefenin süzgecinden eğitimle ulaşmak istedikleri hedefleri ortaya koyar ve uygulamaları değerlendirmek için standartlar ve normlar formüle ederler. Her toplum kendi düşünce sistemini geliştirir.

Eğitim felsefesinde ortaya konan eğitimle ilgili düşünce kuramları normal felsefeden esinlenen yaklaşımlardır. Eğitim felsefesi de (felsefe gibi) eğitimi; bütün unsurları -doğrudan ve dolaylı- ilgili olduğu bütün alanları dikkate alarak bir bütün olarak kavramlaştırmak durumundadır.

EĞİTİM FELSEFESİNİN İŞLEVLERİ

1.   Eğitimin felsefesi eğitimin hedeflerinin seçiminde, hedeflerin topluma, bireye uygunluk derecesinin tayin edilmesini ve hedefler arasındaki tutarlılığın kontrol edilmesini sağlar.

2.   Eğitim felsefesi eğitimin amaçlarının saptanmasında toplumun özelliklerinin, bireyin ihtiyaçlarının ve “konu alanı” gereklerinin hangi yönlerine ağırlık verileceğinin belirlenmesinde etkin rol oynar.

3.   Eğitim felsefesi, eğitim bilimleri ve eğitimle ilgili diğer bilimlerin bulgularını bütünleştirerek eğitim uygulamalarına çok yönlülüğü, geniş açıdan bakmayı getirir.

4.   Eğitim felsefesi öğrenme kuramlarını geniş bir perspektif içinde inceleyip çeşitli kuramların deneysel çalışmalarla ortaya konan bulgularını bütünleştirir. Eğitimci ve öğretmenlere değişik durumlar için çeşitli alternatifler ortaya koyar.

5.   Eğitim, insanın bütün yaşam süresi ve faaliyet alanlarıyla ilgilidir. Bunlar arasında anlamlı bağ kurulması, geçmişle bugün arasında sağlıklı bir bütünlüğün oluşturulması felsefi çalışmalarla mümkün olabilir.

6.   Eğitim felsefesinin bir başka fonksiyonu hâlihazır eğitim faaliyetlerinin dayandığı teorik temelleri incelemek ve bunları eleştirmektir.

Eğitimciler, sıkı sıkıya bağlandıkları ve en iyisi saydıkları uygulamaların temelindeki kuramsal dayanakların sağlamlığını ancak felsefi bir yaklaşımla ortaya koyabilir ve çözebilirler.

7.   Eğitim felsefesi, eğitim kuramlarının geliştirilmesi ile uğraşır.

8.   Bilimsel bilgiler ile uygulama sonuçlarını birleştirerek ülkenin toplumsal, kültürel, ekonomik yapısı ve değerleriyle tutarlı kuramlar geliştirme eğitim felsefesinin en önemli fonksiyonlarından biridir.

9.   Eğitim felsefesi eğitimci ve öğretmenin eğitimi bütün yönleriyle görmesine yardım eder.

 

BAZI FELSEFİ AKIMLAR VE EĞİTİME İLİŞKİN TEZLERİ

Gerek felsefenin, gerekse eğitimin temelinde insan ve onun sorunları, bunların çözümüne ilişkin çabalar yer alır. Çeşitli felsefi akımların, varlık, bilgi, değerler, ahlâk, insan ve insanın eğitimine ilişkin bakış açıları değişmektedir. Eğitimin amaçları, içeriği, öğretim yöntemleri, benimsenen felsefeye göre biçimlenir.

Eğitim felsefesi ise şu sorulara cevap aramaya çalışır:

İnsan nedir?

Eğitim nedir?

Eğitimin amacı nedir?

Kimler niçin eğitilmelidir?

Eğitimin içeriği ne olmalıdır?

Ne, ne kadar öğretilmelidir?

Eğitimde insana ne kazandırılmalıdır?  vb.

Ülkelerin farklı eğitim sistemleri olduğu gibi bu sistemlerin dayandığı farklı felsefeler de vardır. Unutulmamalıdır ki toplumların kendilerini algılayış biçimleri, aynı zamanda dünyadaki diğer milletler karşısında kendilerini koydukları yer ve farkındalık düzeyleri onların seçtikleri ve benimsedikleri hayatı da belirleyecek ve dolayısıyla seçecekleri eğitim felsefesinin de temelini oluşturacaktır.

Aşağıda öncelikle Batı felsefi düşüncesi içinde gelişen bazı felsefi akımlara kısaca değinildikten sonra yine batı kültürü içinde gelişen bazı eğitim akımlarından kısaca söz edilecektir. Bu ilişki içinde Türkiye eğitim sisteminin dayandığı felsefe de açıklanmaya çalışılacaktır.

Doğulu toplumlarda ve İslam dünyasında, özellikle 9-12. yüzyılları kapsayan dönemde Bağdat çevresinde önemli bir felsefe gelişmiş, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt gibi düşünürler, Eski Yunan felsefesini tanımakla kalmayıp aynı zamanda bu felsefeyi Batıya tanıtmışlar, Batı Aydınlanmasını ve Rönesans’ını hazırlamışlardır.

1- İdealizm

2- Realizm

3- Pragmatizm

4- Natüralizm

Yorum Yaz